top of page

Kokunun Hafızası: Beyin Neden Unutmuyor

  • Yazarın fotoğrafı: scentaatelier
    scentaatelier
  • 15 Nis
  • 2 dakikada okunur

Kokunun Hafızası: Beyin Neden Unutmuyor

Bir parfüm şişesi açılıyor.Sonra bir şey oluyor — düşünmeden, istemeden. Bir yer, bir yüz, bir mevsim. Saniyeler içinde ve hiç beklemeden. Görüntü değil, his. Sesten önce, kelimeden önce.

Bu tesadüf değil. Bu, beynin kokuya verdiği yanıtın diğer tüm duyulardan farklı çalışmasının sonucu.


Diğer Duyulardan Farkı

Gördüğünüz bir şey retinadan talamuza, oradan görsel kortekse ulaşır. Duyduğunuz bir ses benzer bir yol izler. Her iki durumda da sinyal önce beynin "röle istasyonundan" — talamusta — geçer, sonra işlenir.

Koku bu sistemden farklı çalışır.Burun epitelindeki reseptörler, koku moleküllerini algıladığı anda sinyal olfaktör bulba iletilir. Bu bilgi buradan olfaktör kortekse ulaşır ve beyin içinde amigdala ve hipokampusla ilişkili hafıza ağlarıyla yakın etkileşim kurar.

Görme ve işitmeden farklı olarak koku bilgisi, primer olfaktör kortekse ulaşmak için zorunlu bir talamik röleden geçmez. Bu da onun duygu ve hafıza ile daha doğrudan ilişki kurmasına katkı sağlar.

Bu yüzden bir koku sizi yıllar öncesine taşıyabilirken, o dönemin bir fotoğrafı aynı etkiyi yaratmayabilir.

Proust Fenomeni

1913'te Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde adlı romanında ıhlamur çayına batırılmış bir madlen kurabiyesinin tadını ve kokusunu aldığında çocukluğunun tüm ayrıntılarıyla geri döndüğünü yazdı.

O an romanın kurgu detayı olarak kaldı — ta ki nörobilimciler bu mekanizmayı laboratuvarda doğrulayana kadar.

Araştırmalar gösteriyor ki kokuyla tetiklenen anılar genellikle daha duygusal yoğunlukta, daha canlı hissedilen ve çoğu zaman yaşamın daha erken dönemlerine uzanan anılardır. Bilişsel psikolojide bu olguya Proust Fenomeni adı verilir.

Bunun ardındaki mekanizma şu şekilde açıklanır: Kokuya maruz kalındığında beyin, o kokuya eşlik eden duygusal ve bağlamsal bilgiyi birlikte kodlar. Yıllar sonra aynı koku tekrar algılandığında, bu bağlam da beraberinde geri çağrılabilir.



Parfümerin Bunu Bilmesi Ne Anlama Gelir?

Parfüm tasarlamak, beyin için bir hafıza çapası kurmaktır.

Formüle ettiğiniz koku bir gün birinin annesinin mutfağını, ilk aşkını ya da güvende hissettiği bir anı çağırabilir. Ya da hiç tanımadığı bir yere dair yabancı bir özlem yaratabilir.

Bu bilgi formülasyonu nasıl etkiler? Birkaç pratik gözlem var:

Sıcak ve pudralı bazlar — vanilya, sandal, misk — birçok insanda konfor ve güvenlik hissiyle ilişkilendirilebilir.Yeşil ve toprak notalar — vetiver, meşe yosunu, ıslak toprak — dış mekân ve doğa deneyimlerini çağrıştırma eğilimindedir.Keskin ve metalik açılışlar — aldehitler, ozon notaları — dikkat ve uyanıklık hissini ön plana çıkarabilir.

Bunlar kesin kurallar değil. Hafıza kişiseldir. Ama beynin kokuya verdiği yanıtın belirli ortak eğilimleri vardır — ve parfümerin bunu göz ardı etmesi mümkün değildir.



Koku Neden Kelimelerle Anlatılamaz?

"Bu koku nasıl?" sorusuna verilen cevaplar neredeyse her zaman başka bir şeye benzetmedir:"Anneme ait bir şey gibi", "eski bir kitap gibi", "yağmur sonrası gibi."

Bu tesadüf değil.

Kokuları kelimelere dökmek birçok insan için zordur. Bunun nedeni yalnızca biyolojik değil; aynı zamanda dilsel alışkanlıklar ve kültürel repertuarla da ilgilidir.

Gördüğünüz bir rengi hemen isimlendirirsiniz. Duyduğunuz bir sesi tanımlarsınız. Ama kokladığınız bir şeyi tarif etmeye çalıştığınızda beyin çoğu zaman doğrudan dile değil, hafıza ve duyguya gider — ve size bir his gönderir, kelime değil.

Parfümerin işi, kelimelerle anlatılamayan bir şeyi moleküllerle inşa etmektir.

───

Parfümörün Notu

Atölyede en sık karşılaştığım an şudur: Birisi bir kokuyu kokladığında susar.

Yorumlamaya, karşılaştırmaya, beğenip beğenmediğine karar vermeye çalışmadan önce — bir an sadece durur. O sessizlik, beynin henüz dile taşımadığı bir şeyi işlediğinin işaretidir.

O anı yaratmak için formül yazıyoruz.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page