top of page

Yaz Renkleri ve Koku Arasındaki Görünmez Bağ

  • Yazarın fotoğrafı: scentaatelier
    scentaatelier
  • 5 Ağu
  • 2 dakikada okunur


Yazan: Parfümör Özlem Özbek – Zoem Nature markasının Kurucusu


Yaz demek sadece ısınmak demek değil, ışığın duvarlarda iz bırakması ve havaya sinen görünmez hatıralar demek…

Bir yaz sabahını görmeden önce koklarım. Güneşte ısınmış taş duvarların mineral serinliği, olgunlaşmış meyvelerin tatlı buğusu, rüzgârla ezilen otların yeşil nefesi… Hepsini içime çekerim. Sonra renkler belirir. Renkler ve kokular, zihnimde sandığınızdan çok daha yakın yaşarlar. Bir limonun o sarı rengini gördüğümde içimizde aniden bir canlılık belirir; sanki biri kabuklarını rendelemiş gibi, henüz, taptaze… Solgun beyaz bir keten perde ise çoğu zaman çocukluğumun yaz aylarına götürür beni, temiz çarşafları ve öğle uykusunun sessizliğini hatırlarım.

Çünkü hafıza, duyuları birbirinden ayırmaz; onları aynı duygunun farklı yüzleri olarak saklar. Renklerin hafızamızda, kokularla harmanlanmış izleri vardır. İnsan zihni, duyular arasında görünmez köprüler kurar. Bilim buna çapraz duyusal algı diyor; bilgelik geleneklerinde ise buna bazen kalbin anımsayışı deniyor.



Sarı, yazın nabzıdır. Güneşin sıcaklığı, limonun keskin ferahlığı, kayısının kadifemsi tatlılığı… Sarı kokular enerji taşır. İçlerinde hareket vardır; yerinde durmazlar. Narenciyelerin parlak molekülleri adeta ışığın kokusal formudur. Beyaz, yazın nefes aldığı alandır. Beyaz ketengömlekler, rüzgâr alan perdeler, gölgede kuruyan çamaşırlar… Beyazın kokusu temizdir ama steril değildir; içinde ten sıcaklığı vardır. Beyaz miskler, aldehitler ve pudramsı iris notaları bu hissi taşır. Beyaz bazen sessizliğin de kokusudur. Yeşil, hayatın kendisini taşır. Koparılmış bir incir yaprağının sütlü özü, domates dalının keskinliği, ezilmiş otların hafif acılığı… Yeşil kokuların içinde canlılık kadar hamlık da vardır. Kusursuz değil, gerçek ve dürüsttürler. Mavi, belki de en şiirsel renktir. Deniz tek başına kokmaz; tuz, yosun, rüzgâr ve boşluk birlikte mavi olur. Ozonik akorlar ve mineral notalar bize tam da bunu verir: ele gelmeyen ama hissedilen bir sonsuzluk. Denizden çıkan oğlumun saçlarındaki kokudan kendimi alamam bundandır. Sıcak hava kokuyu dönüştürür. Moleküller daha hızlı yükselir; parfüm daha çabuk açılır, daha çabuk konuşur. Bazı kokular güneşte parlar, bazıları ise ağırlaşır. Amber, vanilya ve reçineler sıcak tende bazen olduğundan daha koyu görünür. Narenciyeler ise ilk anda bir ışık patlaması yaratır; kısa ama etkileyici. Tıpkı insanlar gibi, kokuların da güneş altında karakteri değişir. Belki bu yüzden yaz parfümlerinde yalnızca "ferahlık" aramam. Asıl aradığım şey hafiflikten çok açıklıktır — şeffaflık…

Bir kokunun nefes alabilmesi için bu şeffaflığa ihtiyacı var. Bu yüzden, bir parfümör olarak çoğu zaman notalarla değil, manzarayla çalışırım.


Düşünün: Soluk limon sarısı, Keten beyazı, Adaçayı yeşili, Solgun Ege mavisi

Bu paletin piramidi şöyle de olabilirdi…


Tepe: Bergamot, yeşil mandalina, limon yaprağı

Kalp: İncir yaprağı, neroli, adaçayı Dip: Beyaz misk, vetiver, hafif sedir


Ortaya çıkan şey yalnızca bir koku değildir. Özlediğim beyaz taşlı bir avlu… Öğleden sonra esen rüzgârın tatlı ezgisi ya da deniz ve tuz kokan saçlar... Bir sahil kasabasında… Kiraz ağaçlarının gölgesinde… Güneşte ısınmış bir ahşap verandada… Bulurum kendimi.

Saçlarıma çiçek takmış bir halde, rüzgâra karşı… Ve bazı kokular anlatılmaz, sadece bir yaz rüzgârıyla birlikte hatırlanır…


 
 
 

Yorumlar


bottom of page