top of page

Görünmez Bariyer

Yazarın fotoğrafı: scentaatelier
scentaatelier
11 Eyl
4 dakikada okunur

Kokunun Paleolitik’ten Moderniteye Sınıfsal ve Tarihsel Anatomisi



Yazan: J. Parfümör Sungur Usta


Koku, en basit haliyle havada asılı kalan kimyasal moleküllerin burnumuz ve beynimiz tarafından yorumlanma biçimidir. Ancak bu biyolojik süreç, insanlık tarihi boyunca hayatta kalma stratejisinden tanrısal bir vizeye, oradan da aşılması güç bir sınıfsal duvara dönüşmüştür.

I. Evrimsel ve İlkel Dönem-Hayatta Kalma (Paleolitik Çağ)



Paleolitik dönemde koku, görme ve işitmeden daha hızlı tepki veren hayati bir uyarı mekanizmasıydı. Paleo-olfaksiyon (antik koku bilimi) çalışmaları, türler arasındaki hassasiyet farklarını ortaya koymaktadır. 2023 tarihli araştırmalara göre Denisovalılar, yüksek kalorili gıdaları bulmalarını sağlayan tatlı kokulara karşı modern insandan üç kat daha duyarlıyken; Neandertaller, buzul çağı koşulları nedeniyle çiçeksi kokulara karşı oldukça düşük bir hassasiyete sahipti.1

Bu dönemde kokunun ilk kullanımı tamamen işlevseldi. Güney Afrika’daki Sibudu Mağarası (77.000 yıl önce) ve Border Cave (200.000 yıl önce) bulguları, insanların böcek kovucu özelliklere sahip Cape Defnesi ve kafur ağacı yapraklarını bilinçli olarak seçtiğini kanıtlar.2

Bu evrede toplum eşitlikçi bir yapıdaydı; bir avcı ile grup lideri aynı “doğa ve is” kokusunu paylaşıyordu. Koku, şamanların ritüellerinde “kutsal” ile “sıradan”ı ayıran görevsel bir araçtı.

Kokunun sınıfsallaşması için Neolitik Devrim ile artı ürünün ve “boş zamanın” oluşması gerekmiştir. Kelime kökeni “Per Fumum” (duman yoluyla) olan parfüm, pratik bir parazit koruyucuyken MÖ 13.000 civarında Natufian kültürüyle beraber ruhani bir boyut kazanmaya başladı. Reçineler, hem antibiyotik olarak yaraları iyileştiriyor hem de “bizden olanı” yabancıdan ayıran bir grup kimliği oluşturuyordu.


II. Antik Uygarlıklar (Ritüelden Sanata)

MÖ 5000’li yıllarda Mezopotamya’da koku, bilimin ve yönetici sınıfın emrine girdi. MÖ 1200’lü yıllara ait tabletlerde adı geçen, tarihin ilk kimyageri Tapputi-Belatekallim, damıtma ve ekstraksiyon tekniklerini saray hiyerarşisi içinde kurumsallaştırdı. Tapputi’nin kullandığı sedir ve mür gibi içerikler, uzak ticaret yollarından gelen stratejik sermayelerdi.



Halk kavurucu sıcakta basit yağlarla yetinirken, saray koridorlarındaki kompleks kokular iktidarın bilgisini ve doğaya hükmetme gücünü temsil ediyordu.

1 Claire A. de March, et al. “Genetic variation of odorant receptors in ancient hominins,” iScience, Cilt 26, Sayı
2 Lyn Wadley, et al. “Fire and grass-bedding construction 200,000 years ago in South Africa,” Science, Cilt 369,
Sayı 6505, 2020, s. 863-866. https://doi.org/10.1126/science.abc7239

Antik Mısır’da ise koku, kozmik düzenin (Maat) yeryüzündeki tezahürüydü. Güneş tanrısı Ra için yakılan Kyphi (Kapet) tütsüsü, 16’dan başlayıp 53’e kadar çıkan içerik sayısıyla bir simya mucizesiydi. Bu karmaşıklık, kokuyu halktan koparıp “devlet sırrı” haline getirdi. Sınıfsal uçurum en çok mumyalama işleminde mühürlenirdi: Elitler altın değerindeki mür ve kaliteli reçinelerle “tanrıların kokusuna” bürünerek ebedi bir vize alırken; orta sınıf sedir yağıyla teknik bir korumaya tabi tutulur, yoksullar ise pahalı esanslardan mahrum şekilde doğanın çürüme kokusuna terk edilirdi.

Yunan ve Roma dünyasında ise koku bir “olfaktif hiyerarşi” inşa etti. Roma’da soylular (Patriciler), evlerindeki fıskiyelerden parfümlü sular akıtarak kendilerini şehrin (Subura) ağır kokusundan izole eden duyusal bir kalkan oluşturdular.3

Yunanistan’da ise ayrışma nitelik üzerinden yürüyordu; gymnasiumlarda halk sıradan zeytinyağı kullanırken, aristokrasi nadide baharatlarla harmanlanmış aromatik yağlarla “centilmenlik” statüsünü ilan ediyordu.

İslam Medeniyetinde Bilimsel Devrim ve Sosyal Kimlik



Orta Çağ İslam coğrafyası, İbn-i Sina’nın hidrodistilasyon tekniğiyle kokunun özünü hapsetmeyi başararak modern parfümerinin kapılarını açtı. Temizlik ve maneviyat arasındaki bağ, koku üretimini bir medeniyet zarafetine dönüştürdü. Misk ve amber gibi nadide maddeler rafine bir ruhun dışavurumu sayılırken; Osmanlı saray geleneğinde özel buhurlar, otoritenin ihtişamını vurgulayan sessiz bir hiyerarşi dili haline geldi. İbn-i Sina’nın imbiği,hemkimyayı hem de bir toplumun estetik ve manevi dokusunu da damıtmıştır.


III. Modern Dönem: Miyasmadan Sentetiğe

18. yüzyılın sonunda Avrupa, kokusal bir kırılma yaşadı. Şehirlerin ağır kanalizasyon ve çürük kokusu, hastalıkların kötü havadan (Miyasma) geçtiği inancıyla birleşince, koku bir ölüm kalım meselesi oldu.4Burjuvazi, kendini bu “tehlikeli” havadan parfümlerle soyutladı. 19. yüzyılda hijyen ahlaki bir koda dönüştü. Alain Corbin ve George Orwell’in belirttiği üzere; sınıfları ayıran en derin uçurum “sabah banyosu” ve “ten kokusu” oldu. Orwell’e göre, fiziksel bir tiksinme olan “yoksul kokusu” algısı, sınıfsal uzlaşmanın önündeki en büyük engeldi.5 Temizlik artık parası olanın satın alabildiği bir mülkiyet göstergesiydi.

Sanayi Devrimi ile 19. yüzyılın ikinci yarısında vanilin ve kumarin gibi sentetik moleküllerin laboratuvarda üretilmesi, kokuyu doğadan kopardı ve “soyut” sanat dönemini başlattı. Bu teknolojik devrim sabunu demokratikleştirse de, en pahalı esanslar “görünmez mühür” olma işlevini sürdürdü. Günümüzün ışıltılı parfüm reklamlarındaki ıssız mekanlar ve gözeneksiz tenler, aslında 1700’lerin miyasma korkusunun ve halkın kalabalığından kaçışın modern bir estetiğidir.



1700’lerden bu yana kokunun tarihi, bir arındırma ve dışlama tarihidir. Bugün bir niş parfüm seçerken, aslında sadece bir koku beğenisi sergilemiyoruz; aynı zamanda toplum içindeki yerimizi ve o aşılması güç “fiziksel itki” duvarının hangi tarafında durduğumuzu belirliyoruz.

3 Constance Classen, David Howes ve Anthony Synnott, Aroma: The Cultural History of Smell, Routledge,
Londra, 1994, s. 24-27.
4 Alain Corbin, Kokunun Tarihi, Miyasma ile Fulya: Koku ve Toplumsal İmgelem,Doğu-Batı Yayınları,Sayfa 126
5 Vedat Ozan, Kokular Kitabı, Everest Yayınları, İstanbul,Sayfa 81 Prg. 3-4

Lüks endüstrisi bize hem kokuyu hem de binlerce yıllık bu ayrışmanın konforunu satıyor; çünkü sınıfları ayıran en güçlü sınır, hala burunlarımızın ucunda duran o görünmez bariyerdir.Son yıllarda artan muadil parfüm kullanımı ise “Subura’ nın ağır kokusundan kaçış” stratejisinin modern ve ekonomik versiyonudur. Orta ve alt sınıflar niş parfümlerin sunduğu statü kokusunu çok daha düşük maliyetlerle üstünde taşıyarak bir tür kokusal taklit gerçekleştirirler.



Bu durum George Orwell’ın bahsettiği “fiziksel itki duvarını” görünürde şeffaflaştırır. Artık sokaktaki bir birey, monarşinin veya ultra-lüksün koku imzasını bir kamuflaj gibi kuşanabilmektedir. Lüks endüstrisi, bu bariyerin delinmesine karşı ulaşılmaz hammadde ve hikaye anlatıcılığı ile yanıt vermektedir. Muadil parfüm kullanımı arttıkça, üst sınıf “ayırt edilebilir” olmak için daha zorlayıcı veya sentetiklerle taklit edilmesi güç olan çok özel doğal ekstraksiyonlara yönelmektedir.


Muadil parfüm kullanımındaki patlama, kokunun erişilebilir bir mülkiyet haline gelmesini sağlasa da, sınıfsal ayrımı ortadan kaldırmaktan ziyade onu daha rafine bir alana taşımaktadır. Eskiden “temiz” ve “pis” üzerinden yürüyen ayrım, bugün “özgün” (original) ve “kopya” (muadil) arasındaki etik ve estetik tartışmaya evrilmiştir. Binlerce yıl önce şamanın dumanıyla başlayan, Roma’nın fıskiyeleriyle kurumsallaşan görünmez bariyer, bugün laboratuvarlarda üretilen ekonomik moleküllerle bir kimlik mücadelesine dönüşmüş durumdadır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page